Ana sayfa Köşe Yazıları Vefalı Öğrenci

Vefalı Öğrenci

190
0
Vefalı Öğrenci
Vefalı Öğrenci

Babasının doğup büyüdüğü diyarı ilk defa görecekti. Heyecanlı olduğunu her hareketinden belli ettiriyordu Hatice. Bu sene yaz tatili için güneydoğuya gidecekti.

Sevinçten içi içine sığmıyordu. Siirt’in Tillo ilçesine yaklaştıkça heyecanı bir kat daha artıyordu. Gözlerindeki sevinç ışıkları görünmeye değerdi. Babasının çocukluğunu geçirdiği yere gelmişti. Tillo ya giriş yapmışlardı. Damarlarındaki kan coşmuş, kalbinin atışları anında değişmişti. Başı dönmüştü heyecandan. Derin bir soluk alıp gücünü topladıktan sonra kameranın kaydet tuşuna basmıştı. Babasının verdiği görevi layıkıyla yerine getiriyordu Hatice.  Yol boyunca kameramanlık işini o yapmıştı. Merak ettiği her mekândan babasından bilgi alıyor, babası konuşurken onu kaydediyordu.

Dikkatini çekmişti önünde yükselen minare. Şuana kadar böyle bir minare görmemişti. Gördüklerinden farklı bir yapısı vardı.

Babasına sordu Hatice.

Hatice: babacığım bu minare niçin tüm minarelerden farklı? Ne özelliği var ki?

Baba: bu bir kuledir can parem.

Hatice: nasıl olur bu! Minareye benziyor ama

Baba: vefa borcunu ödemek isteyen bir öğrencinin kendi öğretmenine yaptırdığı kule, bahar yüzlüm.

Babasını kaydeden Hatice merakı artmıştı.

Hatice: Vefa borcu ne demek? Bu arada bu öğrenci de kim babacığım?

Babası tebessüm etmişti. Bir açıklama borçluydu kızına.

Baba: kızım eğer biri sana bir iyilik yapmışsa senin de ona yapacağın iyiliğe vefa borcu diyoruz. Bu öğrenci Güneş ışığını kontrol ederek öğretmeninin mezarının başucuna yansıtan bilim adamı: Erzurumlu İbrahim Hakkı (Hz.) ’dir.

Hatice bir an duraklamış ve bir şey bulmuş sevinciyle babasının sözünü kesmişti.

Hatice: babacığım ben bunu tanıyorum. Sen hep dersin ya ‘görelim Mevla’m neyler, neylerse güzel eyler’ bu sözler söylediğin bu öğrenciye ait değil mi?

Hatice’nin bu kadar güçlü bir hafızaya sahip olması babayı mutlu etmişti.

Baba: aferin kızıma şimdi sana bu kulenin hikâyesini anlatayım.

3.sınıfı bitirip bu sene 4.sınıfa başlayacak olan Hatice yaşına göre daha olgun davranıyordu. Bu öğrencinin neden bu kadar vefalı olduğunu kendisi de çok merak ettiği için babası düşüncelerine tercüman olmuştu.

Hatice: evet baba anlatır mısın çok merak ediyorum. Erzurumlu ibrahim hakkı hazretlerine neden çok vefalı bir öğrencidir dedin babacığım.

Baba: İbrahim Hakkı Hazretleri Erzurum’dan buralara gelirken öğretmenini bir baba gibi sevmişti. Öğretmeni olan  İsmail Fakirullah’ın vefatı üzerine “öğretmenimin başucuna doğmayan güneşi neyleyeyim..!” diyerek günlerce düşünmüş. Öğretmenine vefa borcunu ödemek için aklına parlak bir fikir gelmişti. İşte bu gördüğün kule bu fikrin bir eseri.

Merakla babasını dinleyen Hatice, omuzlarına kadar dökülen kumral saçlarını parmak uçlarıyla ela derin gözlerinin önünden çekip babasının konuşmasını yine bölmüştü.

Hatice: babacığım aklına gelen bu fikir neydi.

Baba, bulundukları yerin doğusunda bulunan harçsız yapılan bir duvarı göstererek konuşmasına devam etti.

Baba: gece ve gündüzün eşit olduğu iki gün olan 21 Mart ve 23 Eylül tarihlerinde kalenin arkasındaki vadiden yükselen güneş sana gösterdiğim bu duvara çarpar. Kaleden geçemediği için Tillo şehrine ışık gitmez. Işık sadece duvarda bulunan pencereden geçer. Güneş ışığı oradan da şuan önümüzde yükselen bu kuleye sonra da türbenin penceresinden içeri girerek,  öğretmeni olan İsmail Fakirullah Hazretleri’nin mezarının başını aydınlatır kızım.

Yere çakılmış bir heykeli andırıyordu. Kanı damarlarında donmuştu sanki. Babasının birkaç defa seslenmesinden sonra ancak kendine gelmişti Hatice.

Hatice: babacığım bende öğretmenimi çok seviyorum. Öğretmenim vefat ettiğinde ben de vefa borcumu ödeyeceğim.

Hatice’nin bu son sözleri aileyi güldürmüştü.

Baba: kızım birine vefa borcunu ödemek için illa onun ölmesini beklemene gerek yok ki yaşarken de vefa borcunu ödeyebilirsin.

Hatice buna sevinmiş ve düşüncelere dalmıştı. Öğretmenine karşı vefa borcunu nasıl ödeyebilirim diyordu kalbine.

Hikâyeden çok etkilenmişti. Erzurumlu ibrahim hakkı hazretlerinin öğretmenine söylediği sözler kulağını esir almıştı adeta. ‘öğretmenimin başucuna doğmayan güneşi neyleyeyim’

BİR CEVAP YAZ

Lütfen yorumunuzu yazınız!
Lütfen adınızı yazınız